18 Şubat 2013 Pazartesi
9 Ocak 2013 Çarşamba
Bir Hikaye
Kadın adamı terk etmişti, ya da adam kadını terk etmiştir belki, ne fark eder. Zaten birinin aklından 'terk' geçtiğinde önce ruh terkediyor orayı. Bu durumda da kimin kimi bıraktığının bir anlamı kalmıyor.
Yani kadın gitmişti. Bir daha dönüp dönmeyeceği ya da dönebilip dönemeyeceği hakkında bir fikri olmaksızın gitmişti. Giderken ne düşünüyordu, hikayeyi kurgulayan olmama rağmen bilemiyorum. Nasıl bu kadar kesin bir karar verebilmişti, nasıl kararını uygulayacak kadar cesur olabilmişti tasvirini yapamıyorum. Ama insanlar gidiyor, görüyoruz, ne düşünüyorlar bilemiyoruz ama görüyoruz gittiklerini. Nereye gittiğini bilsem sorardım. Muhtemelen anlatmazdı veya anlatamazdı, şayet üzgünse. Ama kadını bulabilsem, ben gözlerinden anlardım. Ama herkes gibi kaybola kaybola gitti, hikayede bile bulunamadı yeri.
İşte kadın gitmişti. Adam kalakaldı geride. Gözlerinde bir yıkıklık vardı, bir anlamsızlık, boşluk... Bir neye uğradığını bilememezlik şaşkınlığı, bir o kimdi'lik kargaşası, bir niye gitti'lik muamması vardı.
Hiç ağladığını görmedim. Bazen hiçbir şey olmamış gibi neşeli, sıradan olurdu, bazen de kaya gibi sert duruşlu, şahin gibi sert bakışlı, hava gürlemesi gibi sert sesli olurdu. Kadının gittiğine kendini inandırdığı günden sonra, adeta bu tutarsızlık onun mizacı olmuştu.
Kadın dönmedi. Adam günlerce bekledi ama yıllar geçmişti.
Kadını merak ediyor muydu, döner diye bekliyor muydu, onunla tekrar konuşmak ister miydi, dönse boynuna mı sarılırdı yoksa hesap sorar mıydı, hikaye ilerledikçe merakım arttı.
Kadını hiç anlayamadım, bu yüzden hikayeyi onun tarafından yürütmem imkansızdı.
Adam konuşmuyordu, hikaye çıkmazdaydı.
Aklıma mektup geldi, adamın evinde ve hatta elinde mutlaka gönderilmemiş bir mektup olmalıydı.
Evet vardı. Onu buldum ve okudum.
Hikaye bitti. Mektup ektedir.
Ek:
Mektup:
"Halâ ve daimâ boğazımda kalacakmış gibicesine sert, kavî, bir o kadar kararlı, koca bir yumruk nefes almama mani olmakta. Sanki hep böyle yaşamak zorundaymışım gibi, bir daha ve sen olmadıkça nefes alamayacakmışım gibi.
Bir hayale bir ömür prangalanmışım gibi, ne öldürücü dozda, ne hayatın devamına imkan verecek miktarda.
Sensiz bir hayatın imkansızlığını tecrübe ederken, senli bir hayatın imkansızlığı gerçeğine sabırla imtihan olur gibi.
Bir an soğusa içim, bir kendimi iyi hissetsem, hemence ardından üzerime püskürtülen tazyikli bir hüzünle caydırılmak gibi.
Artık ağlamıyorum ve bundan ötürü yağmayan havaların yakan ayazına tahammül ediyorum.
Gelsen de, (gelmeyeceğini bile bile 'gelsen' demekten usanmayacağım) gelmesen de, (bundan emin olduğum halde hiçbir zaman kesin ile ifade etmeyeceğim) alıştığım bu hayata devam edeceğim.
Sen böyle olacak dedin diye çığlık atmamak için dudaklarımı ısırıyorum. Beni görsen, 'ne de rahat gözüküyor, beni ne de çabuk unutmuş' der, bana küser yine gidersin. Sen böyle olacak dedin diye.
Anladın mı? Acımayabilseydi, en iyi ben yapardım.
Yok öyle şey.
Haydi sevgilim selametle."
29 Aralık 2012 Cumartesi
Günaydın Anne
Bugün hava bulutlu, sabah akşama uyandık sanki
Bu havalardan olumlu etkilenenlerdenim
Akşam üzeri dersim var, günün ortası, başka plana fırsat yok
Evde oturup ders vakti gelene kadar özlemek durumundayım.
Bir cumartesi sabahı kendi kendime uyandığım için,
yavaşça kalkıp pencereden dışarıyı izlelemeye istediğim kadar vaktim olduğu için
ağır adımlarla mutfağa gidip kendime çay koyduğum için
dolabın karşısında dakikalarca bekleyip sadece peynir tabağı ve zeytin çıkardığım için
canım istemiyor diye yemeyebildiğim için
demlik bitene kadar çay içemediğim için
bugün eve misafir gelmeyeceğinden hazırlık yapmama da gerek olmadığı için
annemi özlemek durumundayım.
elimdeki çayı iştahsızca tutarken diğer elime telefonu alıp, karanlık odanın en aydınlık yerinden, pencerenin önünden, onu arayıp sesiyle yetinmek zorundayım.
Kendisini aramak için bir bahaneye gerek olmadığı için,
Onu aramam gerektiğini içimdeki sızıdan anlayabildiğim için
Ne kadar erken ararsam, günün geri kalanı için o kadar iyi bir şey yapmış olacağım için
Ve günün hangi saatinde ararsam arayayım, aradığım zaman o hangi ruh hali içinde olursa olsun, hep aynı sevecen, merhametli, neşeli sesi duyacağım için
Annemi sevmek durumundayım.
Avuçlarının içinden öpüyorum anneciğim...
Bu havalardan olumlu etkilenenlerdenim
Akşam üzeri dersim var, günün ortası, başka plana fırsat yok
Evde oturup ders vakti gelene kadar özlemek durumundayım.
Bir cumartesi sabahı kendi kendime uyandığım için,
yavaşça kalkıp pencereden dışarıyı izlelemeye istediğim kadar vaktim olduğu için
ağır adımlarla mutfağa gidip kendime çay koyduğum için
dolabın karşısında dakikalarca bekleyip sadece peynir tabağı ve zeytin çıkardığım için
canım istemiyor diye yemeyebildiğim için
demlik bitene kadar çay içemediğim için
bugün eve misafir gelmeyeceğinden hazırlık yapmama da gerek olmadığı için
annemi özlemek durumundayım.
elimdeki çayı iştahsızca tutarken diğer elime telefonu alıp, karanlık odanın en aydınlık yerinden, pencerenin önünden, onu arayıp sesiyle yetinmek zorundayım.
Kendisini aramak için bir bahaneye gerek olmadığı için,
Onu aramam gerektiğini içimdeki sızıdan anlayabildiğim için
Ne kadar erken ararsam, günün geri kalanı için o kadar iyi bir şey yapmış olacağım için
Ve günün hangi saatinde ararsam arayayım, aradığım zaman o hangi ruh hali içinde olursa olsun, hep aynı sevecen, merhametli, neşeli sesi duyacağım için
Annemi sevmek durumundayım.
Avuçlarının içinden öpüyorum anneciğim...
28 Aralık 2012 Cuma
"İSLAMİ HAREKET ÖNCÜLERİ" PROF.DR. HAYREDDİN KARAMAN
“İslamcılık” kavramının ne’liği üzerine yapılan tartışmaların oldukça yoğun
olduğu günümüzde, bu tabirin tanımı ve işlevini ortaya koyduktan sonra, bu
tanıma örnek oluşturan sekiz önemli İslami hareket önderinin hayatları ve
ideolojileri hakkında kapsamlı bilgiler veren faydalı bir eser.
Sözü geçen isimlerin, objektif bir bakış açısıyla ve didaktik bir üslupla anlatılacağı, kitabı okurken, sonuç bölümünde, anlatılan isimlerin ortak veya farklı yönlerini belirten bir değerlendirme olacağı tahmin ediliyor. Ancak kitap okunmaya başlandığında, yazarın kitap boyunca öznel değerlendirmelerine oldukça sık yer verdiği, bu sebepten olsa gerek, bir sonuç değerlendirmesi kaleme almadığı görülüyor.
Kitabın giriş bölümüne bakıldığında, “son iki asır içinde
yaşamış olan İslamcıların hayat hikâyelerini, görüşlerini ve ıslahat
programlarını anlatmaya çalışacağım” sözleriyle amacını dile getiren Hayrettin
Karaman, İslamcılık terimini tanımladıktan sonra, terimi ‘uyanış öncesi’ ve
‘uyanış’ dönemleri olarak inceliyor. Uyanış dönemini değerlendirirken de,
dönemin siyasi görünümünü, tepkilerini ve öncülerini ele alarak ifade ediyor. Sözü geçen isimlerin, objektif bir bakış açısıyla ve didaktik bir üslupla anlatılacağı, kitabı okurken, sonuç bölümünde, anlatılan isimlerin ortak veya farklı yönlerini belirten bir değerlendirme olacağı tahmin ediliyor. Ancak kitap okunmaya başlandığında, yazarın kitap boyunca öznel değerlendirmelerine oldukça sık yer verdiği, bu sebepten olsa gerek, bir sonuç değerlendirmesi kaleme almadığı görülüyor.
Sonrasında kitapta herhangi bir bölümleme yapmadan, İslami hareket öncüleri olarak listesine aldığı, Tunuslu Hayreddin Paşa, Said Halim Paşa, Muhammed İkbal, Abdurrahman el- Kevâkibî, Hasenü’l Bennâ, Seyyid Kutub, Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî, Ebu’l-Hasen Ali en-Nedvî gibi isimleri, her biri müstakil bir başlık altında olmak üzere, kronolojik olarak incelemeye tabi tutuyor.
Eserde şahıslar incelenirken, önce kısa hayat hikâyeleri veriliyor, kitaplarından yapılan alıntılarla ideolojileri anlatılıyor ve son olarak da adı geçen şahıslarla ilgili yazılmış tenkitlere veya değerlendirmelere yer veriliyor. Kitabın sahip olduğu bu sistematik üslup, kitapta yer alan kişilerin seçilirken, belli bir amaç doğrultusunda bir araya getirildiklerini daha net gözler önüne seriyor. Şahısların kitaplarından yapılan alıntılar, onların eserleri ve düşünceleri hakkında daha objektif bilgi edinme imkânı sunuyor. Bu üslup, bir bakıma okurun kendi değerlendirmesini ve yorumunu yapabilmesini sağlıyor. Bununla birlikte yazar da, kendi yorumlarına, şahıslar hakkındaki kabullerine ve değerlendirmelerine sıkça yer veriyor, kişiliklerini ve düşüncelerini anlatılırken, oldukça öznel bir tavır sergiliyor.
Yazarın takındığı bu öznel tavır, adı geçen İslami hareket öncülerinin, yazarın yönlendirdiği şekilde anlaşılmasına sebep olabiliyor. Zaten kitabın en başında İslamcılıktan kastının ne olduğunu anlatırken, hayatları ele alınacak olan şahısları da İslamcı olarak tabir ettiğinin ve ona göre bir değerlendirme yapacağının sinyalini veriyor.
Sonuç olarak, İslami hareket öncüleri kitabının, birbirinden önemli sekiz şahsiyet hakkında genel manada bir bakış açısı sağladığını söylemek mümkün. Özellikle hayatları ve eserleri hakkında kısa ve öz şekilde bilgi veriyor. Ayrıca yazar, önsözde, kitabın devamının olacağını da haber veriyor ve bir müellifin mısralarıyla sözlerini bitiriyor:
“Ya Rab kerem et ni’am senindir
Affeyle bu müttehem senindir
Kulun nesi var elinde Rabbim
Hatta şu yazan kalem senindir.”
İslami Hareket Öncüleri
Prof. Dr. Hayrettin Karaman Yayınevi, basım yeri Ve yılı: İZ yayıncılık / İstanbul / 2012
Sayfa sayısı: 448
Kapak: Karton
ISBN No: 978-975-355-917-1
24 Aralık 2012 Pazartesi
Yazmayı bilmediğimi yazdım
Sevdiğine güzel şeyler söylemek isteyen utangaç bir delikanlının, "ben öyle güzel laflar etmeyi beceremem" demekle lafa girme çabaları gibidir şiire başlamak isteyişlerim.
Ne zaman içimden bir şair seslense, ellerimi hazır eder, kem kümler, başlamadan elhamdülillah der kalkar giderim.
Pat küt lafa girmek en iyisi aslında. Provalar, hazırlıklar, denemeler bana göre şeyler değiller.
O an, aklıma gelen ilk cümleyi söylemekle başlamazsam, o ânı da "başlayamadıklarım"ın başına eklemem icab eder.
Böyle böyle yazılı olmayan listelerim vardır zihnimde. Bunları listelemek beni tanımlar.
Örneğin, "ben söze giriş cümlesiyle başlayamayan biriyim." deyişim gibi.
Sonlarım başlarımdan da beter.
Sözü, işi, gidişi. Susmayı, ağlamayı, yazmayı... Bitirmek zordur.
Saçma davrandığımı ve konuştuğumu düşünenlere cevabım budur.
Başlamaktan ve bitirmekten korktuğumuz, başı sonu imkansız bir cümledir yaşamak.
Sözün var olduğu gibi hayatın da ustaları vardır.
Hepimiz iyi şiir yazmak zorunda olmadığımız gibi, hepimiz iyi yaşamak zorunda da değiliz.
Ve nitekim hepimiz iyi şiir yazamadığımız gibi hepimiz iyi yaşayamayız.
İyi şiir yazanlarımız iyi yaşayamayabildiği gibi, iyi yaşayanlarımız da iyi şiir yazamayabilir.
Onu diyorum, şiir bir felsefe değil, mantık değil. His. Ruh. SİMYA.
Kadın gibi belirsiz. Kadın gibi nazlı
Kadın gibi sürprizli. Kadın gibi zor.
Kadın gibi anlaşılmaz. Kadın gibi vazgeçilmez...
Bir kadını hissetmeden anlayamazsınız, bir şiiri hissetmeden yazamazsınız.
Yaşamakta usta değilim ve şiir yazmakta.
Ve aşkı yazacak kadar aşık değilim.
Hislerime güvenirim.
Bu güven ile ben, bir kadını anlayabilirim, bir gün bir konuşmaya en başından başlayabilir ve gözyaşlarıma tam yerinde müdahale ile doğru bir son verebilirim.
Olur ya, günün birinde bir simyacıyla tanışabilir, ona aşık olabilir ve dünyanın en güzel şiirini yazabilirim.
15 Aralık 2012 Cumartesi
10 Aralık 2012 Pazartesi
Ne düşünüyorum bak;
Roma'ya gidelim,
Şam'a gidelim, Iğdır'a gidelim mesela
Yorulduk hep aynı otobüsler gecen aynı duraklardan…
Hep aynı hanende, aynı sazende,
bilindik nota, aşina beste.
Yorulduk hep aynı şarkılar çalan aynı radyolardan.
Bana sekizinci notayla şarkılar söyle…
Yorulduk hep aynı otobüsler gecen aynı duraklardan…
Hep aynı hanende, aynı sazende,
bilindik nota, aşina beste.
Yorulduk hep aynı şarkılar çalan aynı radyolardan.
Bana sekizinci notayla şarkılar söyle…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)