24 Aralık 2012 Pazartesi
Yazmayı bilmediğimi yazdım
Sevdiğine güzel şeyler söylemek isteyen utangaç bir delikanlının, "ben öyle güzel laflar etmeyi beceremem" demekle lafa girme çabaları gibidir şiire başlamak isteyişlerim.
Ne zaman içimden bir şair seslense, ellerimi hazır eder, kem kümler, başlamadan elhamdülillah der kalkar giderim.
Pat küt lafa girmek en iyisi aslında. Provalar, hazırlıklar, denemeler bana göre şeyler değiller.
O an, aklıma gelen ilk cümleyi söylemekle başlamazsam, o ânı da "başlayamadıklarım"ın başına eklemem icab eder.
Böyle böyle yazılı olmayan listelerim vardır zihnimde. Bunları listelemek beni tanımlar.
Örneğin, "ben söze giriş cümlesiyle başlayamayan biriyim." deyişim gibi.
Sonlarım başlarımdan da beter.
Sözü, işi, gidişi. Susmayı, ağlamayı, yazmayı... Bitirmek zordur.
Saçma davrandığımı ve konuştuğumu düşünenlere cevabım budur.
Başlamaktan ve bitirmekten korktuğumuz, başı sonu imkansız bir cümledir yaşamak.
Sözün var olduğu gibi hayatın da ustaları vardır.
Hepimiz iyi şiir yazmak zorunda olmadığımız gibi, hepimiz iyi yaşamak zorunda da değiliz.
Ve nitekim hepimiz iyi şiir yazamadığımız gibi hepimiz iyi yaşayamayız.
İyi şiir yazanlarımız iyi yaşayamayabildiği gibi, iyi yaşayanlarımız da iyi şiir yazamayabilir.
Onu diyorum, şiir bir felsefe değil, mantık değil. His. Ruh. SİMYA.
Kadın gibi belirsiz. Kadın gibi nazlı
Kadın gibi sürprizli. Kadın gibi zor.
Kadın gibi anlaşılmaz. Kadın gibi vazgeçilmez...
Bir kadını hissetmeden anlayamazsınız, bir şiiri hissetmeden yazamazsınız.
Yaşamakta usta değilim ve şiir yazmakta.
Ve aşkı yazacak kadar aşık değilim.
Hislerime güvenirim.
Bu güven ile ben, bir kadını anlayabilirim, bir gün bir konuşmaya en başından başlayabilir ve gözyaşlarıma tam yerinde müdahale ile doğru bir son verebilirim.
Olur ya, günün birinde bir simyacıyla tanışabilir, ona aşık olabilir ve dünyanın en güzel şiirini yazabilirim.
15 Aralık 2012 Cumartesi
10 Aralık 2012 Pazartesi
Ne düşünüyorum bak;
Roma'ya gidelim,
Şam'a gidelim, Iğdır'a gidelim mesela
Yorulduk hep aynı otobüsler gecen aynı duraklardan…
Hep aynı hanende, aynı sazende,
bilindik nota, aşina beste.
Yorulduk hep aynı şarkılar çalan aynı radyolardan.
Bana sekizinci notayla şarkılar söyle…
Yorulduk hep aynı otobüsler gecen aynı duraklardan…
Hep aynı hanende, aynı sazende,
bilindik nota, aşina beste.
Yorulduk hep aynı şarkılar çalan aynı radyolardan.
Bana sekizinci notayla şarkılar söyle…
1 Aralık 2012 Cumartesi
Cennet Tahminleri 089360
Cennete gitmeyi çok istiyorum.
Hani sevdiklerinin yanına gitmek için otobüse binersin de bir türlü bitmez ya yol,
Öyle, geçmiyor işte zaman.
O kadar gitmek istiyorum ki, uyuyamıyorum zaman geçsin
Belki biraz da heyecan var, özlem tabi çokça.
Hiç görmedim ama, gördüklerimden de güzel olduğunu biliyorum.
Hem ben zaten öyle çok güzel şeyler de görmedim hayatta
Bir iki manzara gördüm İstanbul'da, belki diye geçirmiştim içimden,
Belki cennet buraya benziyordur; ya da tam tersi...
Sonra bir de, sadece bir çift içi sevgi dolu, güzel göz gördüm hayatta
Evet dedim, cennet böyle bir şey olmalı.
Ama onların gerçek cennet olmadığını idrak etmem zaman almadı;
Güzel dediği her ne varsa, bir daha göremeyince anlıyor insan
Çünkü cennetten çıkarmaz Sevgili bizi. Der ki, hak edersen, ebedî...
Cennete gitmeyi çok istiyorum.
Merak ediyorum, nasıl oluyor da sonsuzu anlayabiliyor insan?
Sonsuzu yaşarken de unutur mu yoksa, fani olduğunu unuttuğu gibi..
Sonra, orada istediğim kadar ağlayabilir miyim mesela, başım ağrımadan.
Yağmur yağar mı istediğim kadar?
Herkes orada olacak mı bir de, en çok bunu merak ediyorum.
Çünkü ben ilk Aişe annemi tanımak istiyorum, karşılamaya gelir mı beni?
Belki elini omzuma koyar, yürürüz.
Malik Şahbaz benden önce gelmiş oturuyordur mesela orda.
Ha bir de, babam da orda olsun, lütfen...
Hep mahzun bakan ela gözlerini, geçim sıkıntısı çekmiyorken görmeyi de çok istiyorum.
Zaten sanki en çok annemi göreceğimden emin gibiyim, günah yazma Allah'ım,
Annemi en güzelinden vermişsin, çok seviyorum.
Bu kadar çok şeyi merak etmek iyi değil belki.
Elimde değil, merak kara ciğerimi zımparalıyor,
Son bir şey sormam lazım, yüzüm kızararak, suç işliyormuşum gibi.
Orda olacaksın değil mi?
Yukarda yazılanlar, tam olarak böyle hayaller...
Zor.
İmkansız olmamakla beraber...
Hani sevdiklerinin yanına gitmek için otobüse binersin de bir türlü bitmez ya yol,
Öyle, geçmiyor işte zaman.
O kadar gitmek istiyorum ki, uyuyamıyorum zaman geçsin
Belki biraz da heyecan var, özlem tabi çokça.
Hiç görmedim ama, gördüklerimden de güzel olduğunu biliyorum.
Hem ben zaten öyle çok güzel şeyler de görmedim hayatta
Bir iki manzara gördüm İstanbul'da, belki diye geçirmiştim içimden,
Belki cennet buraya benziyordur; ya da tam tersi...
Sonra bir de, sadece bir çift içi sevgi dolu, güzel göz gördüm hayatta
Evet dedim, cennet böyle bir şey olmalı.
Ama onların gerçek cennet olmadığını idrak etmem zaman almadı;
Güzel dediği her ne varsa, bir daha göremeyince anlıyor insan
Çünkü cennetten çıkarmaz Sevgili bizi. Der ki, hak edersen, ebedî...
Cennete gitmeyi çok istiyorum.
Merak ediyorum, nasıl oluyor da sonsuzu anlayabiliyor insan?
Sonsuzu yaşarken de unutur mu yoksa, fani olduğunu unuttuğu gibi..
Sonra, orada istediğim kadar ağlayabilir miyim mesela, başım ağrımadan.
Yağmur yağar mı istediğim kadar?
Herkes orada olacak mı bir de, en çok bunu merak ediyorum.
Çünkü ben ilk Aişe annemi tanımak istiyorum, karşılamaya gelir mı beni?
Belki elini omzuma koyar, yürürüz.
Malik Şahbaz benden önce gelmiş oturuyordur mesela orda.
Ha bir de, babam da orda olsun, lütfen...
Hep mahzun bakan ela gözlerini, geçim sıkıntısı çekmiyorken görmeyi de çok istiyorum.
Zaten sanki en çok annemi göreceğimden emin gibiyim, günah yazma Allah'ım,
Annemi en güzelinden vermişsin, çok seviyorum.
Bu kadar çok şeyi merak etmek iyi değil belki.
Elimde değil, merak kara ciğerimi zımparalıyor,
Son bir şey sormam lazım, yüzüm kızararak, suç işliyormuşum gibi.
Orda olacaksın değil mi?
Yukarda yazılanlar, tam olarak böyle hayaller...
Zor.
İmkansız olmamakla beraber...
20 Kasım 2012 Salı
Yalnızlığı öğrendiğim gün, gittim ve ona şöyle dedim:
Yalnızlıkla ilgili yazılan şiirleri, hep evde tek başına kaldıklarında yazdıklarını zannederdim
Ya da bir pazar günü gezmeye gitmek için müsait bir arkadaş bulamadıklarında.
Her gün beraber olduğu birisi, o gün işe ya da okula gelmediğinde mesela...
Bunu okuyan herkesin, yalnızlığın ne demek olduğunu bilen en iyi kişi olduğuna eminim.
Ama siz de emin olun, hiç yalnızlığı yaşamayan biri, onu benim önceden zannettiğim şey zanneder
Evet, şimdi ben de biliyorum o kadarcık bir şey değil yalnızlık,
Evet şimdi çok iyi biliyorum ben de, şairler neler çekmiş.
Artık biliyorum yalnızlık ne kadar da yapışkan, can sıkıcı, boğaza takılan bir gıcık kadar gıcık...
Aslında en iyi bildiğini iddia ettiğini söyleyen herkesten daha çoğunu biliyorum.
Çünkü sandığınız gibi, geceleri yalnız uyumak değil o,
Tek başına sevinip tek başına ağlamak da değil.
Telefonun çalmaması, gelenin olmaması, bir tek arkadaşın kalmaması? Hayır değil.
Yalnızlık denen şey, birlikte uyuduğunun bir 'beden' olmasıdır.
O şey, birlikte gülüp ağladığın kişiyle, farklı şeylere aynı tepkileri vermektir.
Hiç susmayan telefonların sürekli bir şeyler istemesi, her kapının bir şey almak için çalınmasıdır.
Asıl yalnızlık da, yanıbaşındaki onca arkadaşının, anlattığını bile anlamamasıdır.
Bir insanı yalnız bırakmamak zor şey böyle düşününce. Hem böyle düşününce üzülmüyor insan yalnız bırakıldığına, kolay değil, her insan yapamaz diyebiliyor.
Yine de kendimi alamıyorum kendi kendime içlenmekten. Ben yalnızlığı bu kadar iyi tanıyorsam,
Hep senin yüzünden..!
8 Ekim 2012 Pazartesi
Blog'a yazan insanlar için
Blog kullanan insanları önemsiyorum. sosyal medyanın dejenere paylaşımlarından farklı bir ortamı var çünkü blogların.
Üretken olduğuna inanıyorum blog yazarlarının, yine sosyal medyadaki şiir ve yazı tüketiciliğinin aksine.
Kullananlar bilir, eviniz gibidir burası, sanki kimse okumuyor gibi rahat yazarsınız, içinizi dökersiniz. Bu da size, gösterişten uzak bir samimiyet verir; yazdığınız yazılara, şiirlere, ya da çektiğiniz fotoğraflara veyahut da paylaştığınız müziklere...
Bloğunuzun sıfatı neyse, sizin içiniz odur. Fotoğraf bloğuna sahipseniz biz sizi fotoğraf sever olarak biliriz, şiir bloğunuz varsa, biz takipçileriniz için bir şairsinizdir...
İnsanın içini dökmesi iyidir...
Blog kullanan insanlara saygı duyuyorum biraz da. onlarla konuşabileceğimiz şeyler olduğuna inanıyorum. ortak zevklerimiz ve ilgi alanlarımız olduğunu, birlikte yapacağımız çaylı bir sohbetin çok renkli ve zevkli olabileceğini düşünüyorum...
Neden olmasın?..
Üretken olduğuna inanıyorum blog yazarlarının, yine sosyal medyadaki şiir ve yazı tüketiciliğinin aksine.
Kullananlar bilir, eviniz gibidir burası, sanki kimse okumuyor gibi rahat yazarsınız, içinizi dökersiniz. Bu da size, gösterişten uzak bir samimiyet verir; yazdığınız yazılara, şiirlere, ya da çektiğiniz fotoğraflara veyahut da paylaştığınız müziklere...
Bloğunuzun sıfatı neyse, sizin içiniz odur. Fotoğraf bloğuna sahipseniz biz sizi fotoğraf sever olarak biliriz, şiir bloğunuz varsa, biz takipçileriniz için bir şairsinizdir...
İnsanın içini dökmesi iyidir...
Blog kullanan insanlara saygı duyuyorum biraz da. onlarla konuşabileceğimiz şeyler olduğuna inanıyorum. ortak zevklerimiz ve ilgi alanlarımız olduğunu, birlikte yapacağımız çaylı bir sohbetin çok renkli ve zevkli olabileceğini düşünüyorum...
Neden olmasın?..
28 Eylül 2012 Cuma
Yağmur öncesi gökyüzü gözlerim
Filozoflara has şımarıkça dertlere sahibim.
Diyorum ki yorgunum, diyorum ki dinlenmek istiyorum. Gidecek hiçbir yerim yok diyorum. Bu kafese mahkumum.
Beklemekten yorgunum, ağır makamlı şarkılardan yorgunum; kendim gidip kendim beklemekten, kendim söyleyip kendim dinlemekten yorulduğumu kastediyorum.
Unutamadıklarımın ağırlığı büküyor belimi.
Mutlu olmaklık geçmişte olan bir şey değil, söylenenler zihinde canlı dururken.
Güneşin yeniden doğması, battığı yere bakarak beklenmez.
Kalp kırıksa, hatırlanacak güzel bir şey kalmaz arkaya.
Sarf edilmesi bir an süren bir cümle, kat edilmesi günler süren yolların koyamadığı mesafeleri koyar araya..
Diyorum ki yorgunum, diyorum ki dinlenmek istiyorum. Gidecek hiçbir yerim yok diyorum. Bu kafese mahkumum.
Beklemekten yorgunum, ağır makamlı şarkılardan yorgunum; kendim gidip kendim beklemekten, kendim söyleyip kendim dinlemekten yorulduğumu kastediyorum.
Unutamadıklarımın ağırlığı büküyor belimi.
Mutlu olmaklık geçmişte olan bir şey değil, söylenenler zihinde canlı dururken.
Güneşin yeniden doğması, battığı yere bakarak beklenmez.
Kalp kırıksa, hatırlanacak güzel bir şey kalmaz arkaya.
Sarf edilmesi bir an süren bir cümle, kat edilmesi günler süren yolların koyamadığı mesafeleri koyar araya..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)


.jpg)