Yalnızlığı bile yalnız yaşayamayan bir insanı hayat daha çok yoruyor.
Başa çıkılması bizatihi zor olan bir şey olan yalnızlığın yanında
Başa çıkılması gereken başka şeylerin de var olması yoruyor aslında.
İnsanlara kırılıyorum, insanlar değişmesinler istiyorum; hayatlarında ne olursa olsun, hayatlarına kim girerse girsin, aynı kalabilsinler istiyorum.
Dengeyi kurmak zordur biliyorum, ama asıl zor olan dengede kalmak...
Bu kırgınlıklar, bu yorgunluklar, bu yoğunluklar, bu kavgalar, bu gidişler, terk edişler, kafa karışıklıkları, kararsızlıklar... hayatımda yeni bir döneme doğru sürükledi beni.
Planlar yapıldı, fazlalar atıldı, eksikler yazıldı, eşyalar toplandı,
biletler kesildi, vedalar edildi ve bir ay sonrasına niyetlenildi...
"Hicret", derdi iyi bir yazar, "imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere göç etmektir."
Hicret, fedakarlıktır. zahirde de olur göç, batında da. gönlünü sevdiğinin istediği yere koymaktır mesela, hiç istemesen de.
Sevdiğin gel dediğinde usulca gelmek, gitmeni istiyorum dediğinde boyun büküp gitmektir hicret.
Mücadeledir. Elindekinin hepsini sarf ettikten sonra, ellerine yeni gayretler giydirmek için gitmektir.
Sabretmektir. Tekrar çağırılana kadar, isyan etmeden, soru sormadan, ona kızmadan beklemektir.
İmtihandır hicret. Her imtihan gibi zordur, zorunludur.
Belki de sıramız geldi kaçınılmaz sorularla muhatap olmaya.
Olanda hayır vardır, Hicretimiz hayr ola, mübarek ola...
21 Mayıs 2012 Pazartesi
9 Nisan 2012 Pazartesi
..İnsan çabuk hayal kurar çünkü.
Herkesin içinde kendince mutlu olduğu bir hayatı var.
Kimi zaman başkalarının hayatına özendiği olsa da, kimseye vermeyeceği, başka hayatlarla değiştirmek istemeyeceği bir yaşantısı var...
Sadece bazı olaylar, bazı kişiler, bazı durum ve şartlar ile birlikte, kişi hayatının seyrinde değişiklikler olabiliyor kimi zaman.
Ve bu sözünü ettiğimiz kişi hayatı, o kadar tekdüze, -mutsuz olmamasına rağmen- o kadar alışılmış ve o kadar sıradanlaşmıştır ki, gidişatı etkileyen kişi ya da olayların rüzgarına birden kapılıverir.
Bu yeni ve kendisininkinden farklı olan hayata kendini monte eder çabucak ve kabul görmeye çalışır. Bunu ister.
Bu isteği olumlu karşılanır, kabul edilirse mutlu, olumsuz karşılanır da kabul görmezse mutsuz olur.
Bu düz bir işlem... Eğer önce kabul görür de sonra dışlanırsa, bir zaman içinde bulunduğu bir hayata uzaktan bakmaya maruz bırakılırsa, işte ona mutsuzluk demek yavan kalır.
Çünkü, kısa bir zaman da olsa "ait" hissetmiştir kendini,
belki planlar yapmıştır, hayal bile kurmuştur hatta.
İnsan çabuk hayal kurar çünkü... İnsan zanneder, bilmez çünkü.
Hayır, inanmayın onlara; hayatın matematiği basit değildir!
Kolay gibi görünür ama çözmek insan işi değildir.
Hayatın matematiği mistiktir. Ve insan, bu işlemin en çetin bilinmeyenidir.
"Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız, ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla..."
Beylik laflar ettiğime bakmayın, son noktayı hep şairler koyar.
Hayatımız var oldukça, 'başkaları' da hep var...
Selametle...
Kimi zaman başkalarının hayatına özendiği olsa da, kimseye vermeyeceği, başka hayatlarla değiştirmek istemeyeceği bir yaşantısı var...
Sadece bazı olaylar, bazı kişiler, bazı durum ve şartlar ile birlikte, kişi hayatının seyrinde değişiklikler olabiliyor kimi zaman.
Ve bu sözünü ettiğimiz kişi hayatı, o kadar tekdüze, -mutsuz olmamasına rağmen- o kadar alışılmış ve o kadar sıradanlaşmıştır ki, gidişatı etkileyen kişi ya da olayların rüzgarına birden kapılıverir.
Bu yeni ve kendisininkinden farklı olan hayata kendini monte eder çabucak ve kabul görmeye çalışır. Bunu ister.
Bu isteği olumlu karşılanır, kabul edilirse mutlu, olumsuz karşılanır da kabul görmezse mutsuz olur.
Bu düz bir işlem... Eğer önce kabul görür de sonra dışlanırsa, bir zaman içinde bulunduğu bir hayata uzaktan bakmaya maruz bırakılırsa, işte ona mutsuzluk demek yavan kalır.
Çünkü, kısa bir zaman da olsa "ait" hissetmiştir kendini,
belki planlar yapmıştır, hayal bile kurmuştur hatta.
İnsan çabuk hayal kurar çünkü... İnsan zanneder, bilmez çünkü.
Hayır, inanmayın onlara; hayatın matematiği basit değildir!
Kolay gibi görünür ama çözmek insan işi değildir.
Hayatın matematiği mistiktir. Ve insan, bu işlemin en çetin bilinmeyenidir.
"Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız, ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla..."
Beylik laflar ettiğime bakmayın, son noktayı hep şairler koyar.
Hayatımız var oldukça, 'başkaları' da hep var...
Selametle...
1 Nisan 2012 Pazar
Olurunu Yitirmiş İç Geçirmelik Hayaller
Güzel bir adım yok, güzel bir yüzüm, güzel huylarım,
Kimilerine göre güzel bir ahlakım da yok.
"Üzüm üzüme baka baka kararır" düsturunca güzeli sevmeye düşkünlüğüm var bir tek.
Bana iltifat edenlere, bendeki herhangi bir şeye güzel diyenlere inanmadığımdan mutlu da olmuyorum,
bir güzel beni sevince mutlu olduğum kadar.
Güzel sevdi, ben sevdim...
Güzel geldi, ben sevdim...
Güzel durdu, ben sevdim...
Güzel gitti, ben sevdim...
Güzel unuttu, ben sevdim...
Dedim ya, güzel değildim, elle tutulur bir bilgim de yoktu, saygı duyulur bir kabiliyetim de...
Bülbül gül peşinde perişan gibi, ben de bîçare güzel peşinde...
Güzel, güzele yaraşırdı hakikatte...
Akşam oluyordu, karanlıktı, akşam güzeldi, tıpkı yağmur gibi...
Akşamı sevdim.
Yağmur yağıyordu, yağmur güzel yağıyordu
Otobüs gelmese de olurdu...
Kimilerine göre güzel bir ahlakım da yok.
"Üzüm üzüme baka baka kararır" düsturunca güzeli sevmeye düşkünlüğüm var bir tek.
Bana iltifat edenlere, bendeki herhangi bir şeye güzel diyenlere inanmadığımdan mutlu da olmuyorum,
bir güzel beni sevince mutlu olduğum kadar.
Güzel sevdi, ben sevdim...
Güzel geldi, ben sevdim...
Güzel durdu, ben sevdim...
Güzel gitti, ben sevdim...
Güzel unuttu, ben sevdim...
Dedim ya, güzel değildim, elle tutulur bir bilgim de yoktu, saygı duyulur bir kabiliyetim de...
Bülbül gül peşinde perişan gibi, ben de bîçare güzel peşinde...
Güzel, güzele yaraşırdı hakikatte...
Akşam oluyordu, karanlıktı, akşam güzeldi, tıpkı yağmur gibi...
Akşamı sevdim.
Yağmur yağıyordu, yağmur güzel yağıyordu
Otobüs gelmese de olurdu...
18 Mart 2012 Pazar
4 Mart 2012 Pazar
Can Kırığı
Bir fincan kahveye küseli de çok oldu, iki mısra şiire de...
Kendi kendimi koruma çabasıydı bir nevi, üzülmemek için yasaklar koymak bir şeylere...
Önce ben yıktım yükselen hangi duvar varsa,
Sonra bir bir yıkıldı bütün her şey kendiliğinden, birden kapandı tüm yollar.
Kutsal saydığım sokaklara yolumuz düşmez oldu, uğraklarımızın kapısına mühür vuruldu
Duvarları seslere, pencereleri hülyalara şahit binalar yıkıldı
İbadete durduğumuz camiler kapandı
Kar yağdı güneşle bakışıp kuş saydığımız göklerden.
Bir kalp kırılınca sağlam bir şey kalmaz,
Bir kalp kırılınca her şey normalmiş gibiyken, çok şey yok olur,
Bir kalp kırılınca çok acır...
...
Kendi kendimi koruma çabasıydı bir nevi, üzülmemek için yasaklar koymak bir şeylere...
Önce ben yıktım yükselen hangi duvar varsa,
Sonra bir bir yıkıldı bütün her şey kendiliğinden, birden kapandı tüm yollar.
Kutsal saydığım sokaklara yolumuz düşmez oldu, uğraklarımızın kapısına mühür vuruldu
Duvarları seslere, pencereleri hülyalara şahit binalar yıkıldı
İbadete durduğumuz camiler kapandı
Kar yağdı güneşle bakışıp kuş saydığımız göklerden.
Bir kalp kırılınca sağlam bir şey kalmaz,
Bir kalp kırılınca her şey normalmiş gibiyken, çok şey yok olur,
Bir kalp kırılınca çok acır...
...
16 Şubat 2012 Perşembe
"Konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince..."
Ben ona sıkıntılı güz günlerinde
Yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
Kırmak istememiştim duygu filizlerini
Büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
Rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
İncinmesin diye tek
Acıyı bile ters yüz eden
İncelikli bir gülümsemeyle yüzümde
Ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
Sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
İnsanlar içinde üşüdükçe
Güvenle gelebileceği
Kuşların kanatları neden vardır?
Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
Bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
Tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
Konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
Yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim
Ben ona sabah olamasam da
Dingin bir ikindi olayım istemişimdir
Herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
Yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
Yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
Serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
Dinlendireyim istemiştim
Üşütmek istememiştim.
Ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
Gecikmiş... İnce... Güzel ve uzak...
Biraz da kendime istemiştim
Sevgi adına
Şükrü Erbaş
Yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
Kırmak istememiştim duygu filizlerini
Büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
Rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
İncinmesin diye tek
Acıyı bile ters yüz eden
İncelikli bir gülümsemeyle yüzümde
Ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
Sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
İnsanlar içinde üşüdükçe
Güvenle gelebileceği
Kuşların kanatları neden vardır?
Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
Bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
Tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
Konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
Yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim
Ben ona sabah olamasam da
Dingin bir ikindi olayım istemişimdir
Herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
Yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
Yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
Serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
Dinlendireyim istemiştim
Üşütmek istememiştim.
Ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
Gecikmiş... İnce... Güzel ve uzak...
Biraz da kendime istemiştim
Sevgi adına
Şükrü Erbaş
3 Şubat 2012 Cuma
Göz Kırpması
Gözlerimi kapattığımda aşıyorum sınırları;
Diyorum,
Faydasız onca şey yapıyorken, faydasız şeyler söylemeye neden devam etmeyelim?
Geçmişi özlediğimizi neden itiraf etmeyelim?
Unutmadığımız şeyler yüzünden acı çekerken, neden unutmuş gibi davranalım?
Umarsız, kaygısız hatta mutluymuş gibi olalım, neden?
İçin için nefret söylemleri biriktirdiğimiz, kızdığımız, arkasından esip gürlediğimiz adamlarla karşılaşınca hiç birini söyleyemeyeceğimizi neden kabul etmeyelim?
Özlemle yüzüne bakarken gülümsemekten kendimizi alamayacağımızı neden inkar edelim?
Sonra eve gelince, İsmet Özel'i açıp, "Celladıma gülümserken" şiirini dönüp dönüp okuduğumuzu neden unutalım?
Biçilen kısa zamanlarımızı neden hasretlere ve kederlere teslim edelim, gidip söylemeyelim, içimizi dökmeyelim?
Neden, ne derse desin, ne yaparsa yapsın'ları göze alacak kadar cesur olmayalım?
Özledim seni demek, özlemekten daha mı zor?
Ve gözlerimi açtığımda tekrar görüyorum sınırları
Ve gözlerimi açtığımda, yeniden hapsoluyorum.
Diyorum,
Her söylenen sözün bir bedeli vardır. Sonunu düşünmeden kurduğumuz cümlelerin sonucuna katlanmaya mahkumuz.
Sözler, kapılar açar kapılar kapatır. Ve bir kapıyı kapattıysan, bir daha asla açmaya çalışma,
Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz...
(Belki eskisinden daha güzel olur (kim bilir)... )
Diyorum,
Faydasız onca şey yapıyorken, faydasız şeyler söylemeye neden devam etmeyelim?
Geçmişi özlediğimizi neden itiraf etmeyelim?
Unutmadığımız şeyler yüzünden acı çekerken, neden unutmuş gibi davranalım?
Umarsız, kaygısız hatta mutluymuş gibi olalım, neden?
İçin için nefret söylemleri biriktirdiğimiz, kızdığımız, arkasından esip gürlediğimiz adamlarla karşılaşınca hiç birini söyleyemeyeceğimizi neden kabul etmeyelim?
Özlemle yüzüne bakarken gülümsemekten kendimizi alamayacağımızı neden inkar edelim?
Sonra eve gelince, İsmet Özel'i açıp, "Celladıma gülümserken" şiirini dönüp dönüp okuduğumuzu neden unutalım?
Biçilen kısa zamanlarımızı neden hasretlere ve kederlere teslim edelim, gidip söylemeyelim, içimizi dökmeyelim?
Neden, ne derse desin, ne yaparsa yapsın'ları göze alacak kadar cesur olmayalım?
Özledim seni demek, özlemekten daha mı zor?
Ve gözlerimi açtığımda tekrar görüyorum sınırları
Ve gözlerimi açtığımda, yeniden hapsoluyorum.
Diyorum,
Her söylenen sözün bir bedeli vardır. Sonunu düşünmeden kurduğumuz cümlelerin sonucuna katlanmaya mahkumuz.
Sözler, kapılar açar kapılar kapatır. Ve bir kapıyı kapattıysan, bir daha asla açmaya çalışma,
Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz...
(Belki eskisinden daha güzel olur (kim bilir)... )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



