Hakkımda

23 Kasım 2011 Çarşamba

Gülümsemedin diye ben böyle oldum

Bana bir kez gülümseseydin, belki ben bir kuş olurdum
Sessiz ve sadık, hep yanında dururdum.
Ne kadar uzağa gidersen git,
Ülkeler sınır olamazdı.
Ne söylersen söyle, artık beni kıramazdı
Gökyüzü neden sever kuşları?
Kuşlar nasıl da süsler baharları...

Sen bana bir kez gülümseseydin, ben güzel olurdum
Yeniden seni görürdüm aynalarda
Bütün kötülükler unutulurdu, yaşamak anlamlı olurdu.
Uçmak imkanlı olurdu.
Alır başımı yanına gelirdim,
Kendimi siper ederdim, hasımım olurdu hüzün,
Asılmasın diye bir daha yüzün.

Sen bana gülümseseydin, bana bir umut olurdu
Bağışlanmaya dair...
Taptaze bir nefes olurdu hayata.
Çocuklar hiç ağlamazdı bir daha.
Sıcacık bir kan yürürdü gözlerinden yüreğime
Her gülüşün ayrı yaşamak umudu verirdi ellerime.

Sen, o gün, orda gülümseseydin bana bir kere,
Belki şimdi yanında olurdum.
Üsküdar'da olurduk, ya da İstiklal'de
Vapura binerdik, martı olurduk belki de...

Sen bana bir kez gülümseseydin sadece,
Ben şair olurdum.
her göz kırpışın taptaze bir mısra olurdu içimde
Her nefes alışında kalbim dururdu.

Baktım gözlerinin ta içine, gülümesemedin bir kere
Baktım ki gözlerinin çocukluğu yok artık,
gülümsemedin diye bütün kapılar yüzüme kapanmış
Bilemedim...
Hayal kurmanın da mı zamanı varmış?

14 Kasım 2011 Pazartesi

Düşündüm de;

Bugün, bir yıl boyunca satır satır, sayfa sayfa, bıkmadan, şevkle ve aşkla
Hergün bir şeyler yazdığım, üstüne de bir yıl sadakatle sakladığım bir defteri, bir poşetin içine koyup çöpe attım.
Üstelik bir kaç parçaya ayrılmış, koparılmış sayfalar halinde. defter artık bir şey ifade etmediği için yaptığım bu eylem, sonrasında beni bambaşka düşüncelere sevk etti.

Bundan birkaç ay önce, atmaya kıyamadığım, arada bir baştan sona okumaktan bıkmadığım bir defterdi.
Atarken ise okuduğum yalnızca birkaç sayfa...

Aşikar ki, zaman hiç geçmeyecekmiş gibi can yakan acıları komikleştirebiliyor.
Bugün can yakan şeyler, belki birkaç ay, belki yıl sonra keşkelere dönüşeiliyor.
Bu sonuç da algı sebebinden kaynaklanıyor. Zira algı dışına çıkan her nesne ya da kişi için yapılan tüm fedakarlık ve jestler, hatıralar ve hediyeler önemsizleşebiliyor.
Artık hayatında olmayan ve olmayacak olan şeyler birer kalabalık ve yük oluveriyor.

Elbette bu bir nimet. Ki ziyadesiyle zayıf bir varlık olan insan, binlerce hatıranın yükünü nasıl kaldırsındı?..
Alışmak, unutmak, sabretmek, kabul etmek, devam etmek, azmetmek...
Derken, rahmeti ulu Rabb yeniden umutlar var edip mutluluklar yaratır
Ki zaten ömür denen şiir kaç satır..?


31 Ekim 2011 Pazartesi

Sevgili günlük


çok saçma günler geçiriyorum
hayatın kıpkısacık olduğunu düşünmeye başladığımdan beri, kıymeti bilinesi neyim varsa
kaybediyorum.
neye hep yanımda olsun dersem, arkamda bırakıyorum.
hayal kurup plan yapınca
yanılıyorum.
her bir şeyden elimi eteğimi çektim o nedenden ötürü
kaldırdım ne varsa hayatın üstüne kurduğum
yarın ne olacaksa olsun, olsun göreyim
tahmin etmiyorum, program da yapmıyorum.
dün ne olduysa oldu, oldu ne edeyim
'niye' demiyorum, bakıp kalmıyorum.
Hz. Mevlana'ya kulak veriyorum
"dünle beraber gitti cancağızım ne varsa düne ait
şimdi yeni şeyler söylemek lazım"
gülümsüyorum
önemsiyorum...
birazcık mutlu olunca şımarmasak, böyle kursağımız tıkanıp kalmaz belki de
azıcık yaşayınca hiç ölmeyeceğimizi de sanmasak bir de
 her söylenene inanmasak
her ışığı güneş sanmasak...
neyse...
iyiyim, yine uyku tutmadı da...

18 Ekim 2011 Salı

Sağlıcakla...

Her derdi arz etmek olmadı tavrımız.
içimize attığımız, içimizde tuttuğumuz,
içimizde sakladığımız, hatta içimize gömdüğümüz çoktur.
verdiğimiz sözlerin altında ezilişlerimiz,
kurduğumuz hayallerin yıkılışına sabredişlerimiz
bekleyişlerimiz, çok bekleyişlerimiz, hep bekleyişlerimiz...
gidenlerin ardından sessizce izleyişlerimiz...
çoktur...

Sağlık olsun...

1 Ekim 2011 Cumartesi

Güneşi Beklerken

itiraz etmezsem güneşli günler göreceğiz
tek başımıza;
hep kara olacak gözlerimiz masmavi göklere bakarken
eğer burda böyle geçerse zaman..
ama sen,
beni ellerimden tutup berraklığa davet et
gözlerin ilk kez gördüğünde bakışlarımı
bana güneşli günler vaad et...


güneşli günler diyorum
berrak sular gibi akan günler
tertemiz, huzurla ve durmadan;
durmayacağını biliyorum.
sen, kim olmak istersen o olarak gel
güneşli günler getir bana
ve sen kim olursan ol, nereye götürürsen götür beni
itiraz etmeyeceğim sana
yeter ki güneşli günler getir bana...

 

13 Eylül 2011 Salı

Zaman'la Alakalı Düşünmeler 00012345...

Zaman konusu hep zihinlerimizi meşgul edegeldi yaşadığımız süre boyunca. Zamanı anlama çabalarımızla geçti zamanımızın çoğu. Oysa ki, daha önce de söylemiştik, zaman da kader gibi insan zihnine fazla. .Zamana ilişkin akıl yürütmelerimiz de hep yersiz ve yetersiz oldu bu nedenden ötürü.
Ve bilemiyoruz akıp geçen zamanın bizden neler götürececeğini de, akıp gelen zamanın bize neler getireceğini de. Zaman kavramı ve kader kavramı insanoğluna acziyetini kanıtlıyor belki de.
Her an önemli kararların eşiğinde bulabiliyoruz kendimizi. İşte böyle durumlarda zaman çok hızlı akıyor. Verilecek cevaplar, sınavlar, borçlar, işler.... Zaman ne çabuk geçiyor cümleleri kuruluyor akabinden. Ve bomboş geçen saatler var bir de. Beklemeler, sabretmeler, acı çekmeler.... Zaman bir türlü geçmiyor cümleleri kuruluyor ufuktaki gözlerin azmettiriciliğiyle.
Oysa zaman aynı zaman. Kulluğunu aynı tempoda, şaşmadan devam ettiren. Ne insana ne de duruma göre değişiklik göstermeyen aynı zaman.
Ve zihnim yine aynı sonuca varıyor. "İnsan"...
Kendimizi her şeyin merkezine koyduğumuzdan suçlarız zamanı ve diğer her şeyi. Duruma göre cümlesini ve tavrını değiştiren tek kuldur insan. Psikolojisi, ya da nefsi ona ne hissettirirse, odur doğru olan.
İşte bu yüzden, bana öyle geliyor ki, bırakmak lazım zamanı ve kaderi incelemeyi. Kafalar yorulacaksa, insana yorulmalı. Kendisi kendi zihnine fazla olan bir varlık olduğumuzu gördüğümüzde, aslında her şeyin kıvamında, kendimizin fazla olduğunu, daha doğrusu kendimizi anlamaktan aciz olduğumuzu gördüğümüzde, Rabb'in Azim olduğunu da görmek hiç zor olmayacaktır diye düşünmekteyim.
Meseleler çok gibi görünse de çözüm tek olabilmekte. Aynı şekilde, meseleler çetrefilli olsa da çözüm basit olabilmekte. Sadece açıyı değiştirmek ve doğru yerden bakmak gerekmekte.
Doğru düşünmek, doğruyu düşünmeye sevkedecektir kanaatini taşımaktayım naçizane.
Eyvallah...

5 Eylül 2011 Pazartesi

Siyah Derviş'le alakalı birkaç şey

Bir arkadaşım geçenlerde bir mail attı bana. Bloğunda bahsettiğin siyah adamı merak ettim dedi, ondan bahseden bir yazı yazar mısın diye ricada bulundu.
Aslında onun hakkında bütün bildiğim, onunla ilgili bir şey bilmediğimden ibaret, daha önce de söylediğim gibi. Ama arkadaşım yine sorunca, yazı ne oldu diye, gözümü boşluğa dikip Siyah adamı geçirdim aklımdan.
Aslında, biri hakkında yazmak için, onun hayatını, mazisini, hatta adını bile bilmek şart değil.
Özellikle onun için hiç değil.

Onun bir adı elbette var Sevgili dostum, ben de biliyorum üstelik adını.
Ama yağmur öncesi gökyüzü gibi bakışları, simsiyah saçları ve gözleri, içinde ne olduğu bilinmeyen kilitli, kara bir kutuya benzemesi ve hatta, belki de içi envai çeşit suçlarla dolu bir kara defterliği bile muhtemel biri olması, ona siyah adam dedirtti bana.
Verirsen selamın alan, gözleri önde olan, sep sessiz biri. Bir gün adımı seslense sesini bile tanımam diyeyim, sen anla.

Benim derdim ne bu adamla, açıkçası bu sorusunun bir cevabı yok.
Sadece düşünüyorum ona bakınca, sakinleşiyorum, ben de sessizleşiyorum.
Her an en sevdiğini kaybediyormuş gibi acılı bakışlarında kederi ta içimde hissediyorum.
Evet onu tanımıyorum, sen kimsin diye sormuyorum, hiç sormayı da düşünmüyorum.
Hani bilirsin dostum, kimi zaman düşünmemekten dolayı sığlaşırsın, işte ben öyle hissedince onu görmeye gidiyorum.
Bir bardak çay alıp elime, ona bakmadan izliyorum onu.
Maneviyata ihtiyaç duyduğum zamanlarda, onun varlığını hissetmeye gidiyorum.

Onun da bir insan olduğunu, kızdığını, nefsine uyduğunu, günah işlediğini bilmeme rağmen, göz ardı ediyorum.
O, benim olmak istediklerimin olmuş hali sanki.
Onun Allah tarafından yakınıma bir yere konulduğunu düşünüyorum hep, ya da benim, Allah tarafından onun yanına bir yere gönderildiğimi...
İşte bu yüzden onu tanımak istemiyorum.
O yazıyor, ben okuyorum.
Yazarken ya kalem kullanıyor, ya hâl... Her halukarda onu okuyorum.

Belki, manevi tarafımın ihtiyaç duyduğu dervişi hayalimde yarattım, Siyah adamın bedeninde ete kemiğe bürüdüm, kimbilir..
Siyah adama, saçması için huzuru veren Rabb'e, o saçılandan bir zerre de bana nasip ettiği için müteşekkirim.
Rabb, Siyah adama bakması için bulutlu gözler verdi, beni de o bulutlarla gölgeledi.

İşte böyle sevgili dostum..
Siyah adamı yeniden ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum...

Teşekkürler Sevgili Şeyma Subaşı...