Hakkımda

9 Ocak 2011 Pazar

Şeyy..

Sanırım artık hiç kimse doğruyu söylemiyor...

Bu cümleye yazılacak çok şey var.. Ama susuyorum.. Susunca daha iyi anlatılıyor sanki yalanın kalpte açtığı yara.

Ve, salt doğrunun aksini söylemek değildir yalan; gerçeği bile bile gizlemek de yalandır. Zira karşınızdaki kişi, her iki durumda da gerçeği öğrendiği zaman aynı derecede yaralanır..!

Ben mi?
Bana yalan söylendi diye kızmam elbette kimseye.. Kimi zaman ben de kandırmışken kendimi, kime kızabilirim ki...?
Öyle ya...

6 Ocak 2011 Perşembe

Mamafih;

Susulu kaldı dilim koca koca cümle yığınlarının enkazına bakarken...

Bakmakla görmek arasındaki fark, konuşmak için de geçerli diye düşünmekteyim. çıkarılan onca gürültünün sonunda, aslında hiçbir şey söylememiş olmak ne garip değil mi düşünülünce..
Kendi çevremde kendi insanlarımı dinlerken, aidiyetimden şüpheye düştüğüm olur kimi zaman, anlatılanlar, daha doğrusu konuşulanlar kendimi yabancı hissettirir bana. Susulu kalırım, dinlemede kalırım, bakar kalırım hâsılı...
Son zamanlarda iklim değiştirdiğini hissediyorum düşünmelerimin. Kuzey kutbundan güney kutbuna geçerken, kazayla ekvatora düşmüş bir kutup ayısı gibiyim.. şaşkınım, konuşulanları anlamıyorum, bir yanlışlık olduğunun farkındayım, ama müdahele edecek kapasiteyi ve kabiliyeti kendimde göremiyorum. Belki de bu yüzden susuyorum.
Bazen de anlatacaklarım olduğunu hissettiğim oluyor tabii. Hatta ben de başlıyorum konuşmaya, baş harfte kalıyorum. Çünkü anlattığım şey, dinleyicime hitap etmiyor. Sanki insanlarla ortak olan neyimiz varsa değişmiş. Hâl böyleyken, modası geçmiş, bir zamanlar göz kamaştıran yıldızı sönmüş, yaşlı bir şarkıcı gibi kırgın ve umutsuz oluyorum.

Çok mu karamsar oldu söylediklerim, o kadar değilim aslında, Kutup
ayılarını seviyorum...

3 Ocak 2011 Pazartesi

Sonra...

Yetiştirmem gereken bir ödevim olduğu için bugünkü dersi daha sonra telafi edeceğimi söylemek üzere aradığım öğrencimin annesinden aldığım yanıt şuydu:
"Hımmm gelmiyorsun yani bugün? Peki, anlayış gösteriyorum!"
Beden dili diye bir şeyin var olduğu gibi, ses dili diye bir şeyin de var olduğunu düşündürdü bu diyalog bana.. Zira kelimeler "anlayış gösteriyorum" dese de, ses tonundaki kızmışlık, "ben sana anlayış gösteriyorum sen de bana göster! Bir daha böyle bir şey olmayacak!" der gibiydi...
Murat Menteş kitabında der; İnsan samimiyetinin altını çizince, ister istemez üstünü de çiziyor, diye.. Öyle ya...

Ânı kurtarmak için yaptığımız işler anla birlikte silinirken, biz vakitlerimizi kaybettik. Sorumluluklarımı yapmak için altına girdiğim bir başka sorumluluk, sesin gücüyle mahcup etmeteydi beni. Belki de sorumluluklarım bu kadar çok olmasa, kendimi bulmam daha kolay olabilirdi. Kuyruğu tutuşturmuş gibi dönmekteyiz ortalıkta, kendimizi kaybettiğimizi fark etsek bile, bulmaya ayıracak vaktimiz yok, heyhât..!

Fikirlerim büyük tehdit altında.. Efkârlıyım..!

2 Ocak 2011 Pazar

Ve...

Sadece ne istediğini düşün ve hayal et dedi üstad... Gözlerimi kapattım, ve ne istediğimi düşündüm ki, bir müddet gerçek olduğunu hissetmece oynatmaktı bana, üstadın niyeti.
Gözlerimi kapattım ve ne istediğimi düşündüm: Hiç... Hiçbir şey bulamadım hayalini kuracağım.
Gerçekten hayal edecek, yürekten isteyecek bir şeyim mi kalmamıştı, yoksa realite denen şeyin kesinkes var olduğunun idrakinde miydim artık? Gözlerimi daha sıkı yumup konsantre oldum, belki ölmek istiyorumdur diye... Hayır Rabbim, ölmek istemiyorum! Hazır değilim daha, her ne kadar dünyadan aradığımı bulamamış olsam da, hayallerimin hepsi sükûta uğramış da olsa, sana layık olamadım diye çıkamam karşına! Bana biraz daha hayırlı zaman ver! Sonra... Tamam oldu dediğin anda, tutma beni burda. Beni hemen almazsan, bir daha hayal kuramam...

25 Aralık 2010 Cumartesi

KİMSİNİZ Mİ DEDİNİZ?

bizler, arabesk şarkıların nakaratları kadar damardan yaşayan kişileriz hayatı.
bizi hiç dinlemeyenlerin bile diline takılırız bazen; çünkü her bir kimsede vardır biraz bizden.
ve bizler kimi zaman, en umursamazı oluruz yaratılmışların, bir kaplumbağnın bile bizden daha çok umurundadır yaşamak.
uzun yolculuklardan şikayet edip, yakını yoldan saymayan kişileriz bir de.
bizim yolculuklarımız aşka benzer bu yüzden; hem şikayet edip alevlerce yanıp hem de vazgeçemediğimiz o aşka...
bizler, hiç vazgeçmedik yollardan, gitmeyi sevdik biz, aslında o şeylere çok da üzülmemiştik, gitmek için bahane eyledik.
üzemezdi de zaten kendisi kendisinin bile umurunda olmayan bizi insanların sözleri, eylemleri, vesaireleri...
çünkü hayalleri masalsı değildir bizlerin, gerçekleştirememiş olmamızın tek nededi vardır, o da nasip...
bizler, hiç uçmayı hayal etmedik mesela kanatlanıp da, ölümsüzlüğü düşlemedik, hele aşık olmayı aklımızın ucundan geçirmedik;
işte böyle, bizler hep sahiciydik..!

7 Aralık 2010 Salı

BU AKŞAM YAĞMUR VAR İSTANBUL'DA..

Yağmur yağıyordu bu akşam İstanbul’a…Sanki yağmur değil,bu kalabalık insan güruhunun gözyaşlarıydı üzerime yağan.Ben yürüyordum ve saat ilerliyordu,güneşin uykusu git gide derinleşiyordu.Yavaş yavaş çöktüğünü hissettim bir ağırlığın omuzlarıma.O anki zamandan kopmuştum sanki,bambaşka bir zaman aralığında,yalnız başıma yürüyordum sessizce..Koca koca cümleler geçti kafamdan,boyumdan büyüktü söylediklerim.Kimse duymadı ben çığlık atarken,kimse bir fark görmedi diğer insanlardan ziyade!Yürüyordum…Kucağımda bir yığın dert,başımda hasret ve burnumda ayrılığın keskin kokusu…

Derin derin düşünüyordum şehrin yağmurunda ıslanırken,kaçışan insanlara inat adımlarımı daha da yavaşlatırken;yağmura hazırlıksız yakalanmış bu insanlar,birazdan yağmurun duracağını umut ederek sabrediyorlardı ıslanmaya ve üşümeye.Durakta beklemekte olan adam,birazdan otobüsün geleceğini umut ederek sabrediyordu beklemeye.Sürücüler,trefiğin açılacağını umut ediyordu,esnaflar günün son müşterilerini gözlüyordu umutla.Bir kadın koşuyordu ıslanmadan evine varabilmeyi umut ederek…Hâsılı,sabır denen şey umutsuz olmuyordu.”Hiç umut yok!”yanlış bir cümle.Kavuşmaya umudu kalmamışsa bir yüreğin,unutmayı umut eder. Izdırabına sabreder,bir gün unutabilmek umuduyla…

Dönüp baktım kendime. Ne umut ederek neye sabrediyorum diye.Cevabı çeşitliydi elbette,unutmayı umut ediyordum çoğu kere.Üstüme koşar adım gelen bu kalabalığın içinde yalnız olmaya sabrediyorum mesela.Nereye varacağı belli olmayan bir yolda yürümeye,kendi gözyaşımı kendi elimle silmeye…

Sonunda durdum kalabalık bir durağın kuytu bir köşesinde.Ne çok yol almışım Üsküdar’a doğru inen yolun yüreğimdeki uzantısında…

Sonunda bindim beklediğimden başka bir otobüse.Kimi zaman daldım yine düşüncelere.Yağmur damlaları çarptıkça otobüs camına ne kadar üşüdüğümü fark ettim.Mutlu olduğumu düşündüğüm zamanları hatırladım ısınmak için.Sevenlerimi,sevdiklerimi,heyecanlarımı,çılgınlıklarımı,itiraflarımın ardından kaçışlarımı…Ve annemi…Ne kadar özlediğimi fark ettim.

Özlüyordu insanoğlu daima bir şeyleri.Kaybedince varlığı arıyor,olmayanı özlüyordu.Yağmuru özlüyordu yaz sıcağında;ıslanmaktan kaçışlarını unutup.Güneşi özlüyordu kışın üşüyen ellerinde ve yaz sıcağında beyazı…Kabarıp göğsüne sığmaz olunca yüreği,güvercinin kanadındaki özgürlüğü özlüyordu ve inadına Aşk’a tutsaklığı…Öyle sanıyorum ki,bir tek özlemeyi özlemez insanoğlu…

Böylesi hislerle indim evime uzak bir yerde.Bacaklarım mı ağırlaşmıştı ne?Adımlarım ne kadar da zorluyordu beni.Yürüdüm aldırmadan,üst geçidin üstünden geçtim,gereğini yapıp…Rüzgar…O yükseklerdeki rüzgar…Ne kadar da huzur vericiymiş meğer,o an anladım!Kalmak istedim geçidin tam da orta yerinde.Alttan geçip giden arabaları seyretmek,giden-gelen ışıklı yolları,yürüyen insanları,kararan bulutları ve göremesem de artık,yıldızları…Düşündüm;ama durmadım.Ağır ağır devam ettim yürümeye.Belki de omuzlarımdaki ağırlığı bir tek eve çıkan yokuş anladı!..

Ne kadar boştu bugün sokak,şu yaşlı adam benden de genç neredeyse, dedim kendi kendime,arkamdan yetişip beni geçince…

Ağır da olsa,hızlı da olsa her yolun bir sonu var ya,öyle geldim eve sonunda.Ama zihnim bende değildi sanki,umarsızca dolaşmak sokaklarda daha çekici geldi bana.Bahçe kapısından girdim ve kapı önüne oturuverdim.Yalnızlık,gözyaşlarımın arasında dökülüverdi yanaklarıma…

Umutsuzluk değil,sabırsızlıktı derdim.Zira “Hiçbir umut yok!” cümlesi yanlış!..Beklemek meşakkatlidir,yakıcıdır ziyadesiyle.Huzuru,sükunu,aydınlığı,sevdayı beklemek zor…Habibullah’ı hatırladım tam da burada,zihnimdekileri desteklercesine buyuruyordu: ”Beklemek ateşten şiddetlidir!”

Ve kararlı kalktım kapı önünden.”Sabretmek gibi zor bir amelle beraberse umut nimeti, “Her zorlukla beraber bir kolaylık var”(94/5)demek ki!” dedim içerden kapattığım kapının ardında…

30 Kasım 2010 Salı

Hangi zamana yayılmış bilinmez yaşamak eylemlerimiz
Hangi düş kırıklıklarından geçe geçe gelmişiz bu yaşlara
Ve hangi kederler hevesle bakıyor attığımız adımlara…
Yürüdükçe büyüyoruz ve büyüdükçe daha yalnız…
Saklamış olabilir miyiz aslında bir yerlere çocukluklarımızı?
İçimizde kalmış mıdır küçücük kırıntıları güzel hayatların,
‘Neden’ demekten yaşamaya fırsat bulamadıklarımızın,
Ertelelerken uzaklaştırdıklarımızın,
Zamana itelerken bir daha asla ulaşamayacaklarımızın…?

Şimdi yapabilsem ben, hiç soru sormazdım
Söyleyeceklerimi söyler ve dinlemeden yürürdüm cevapları,
Karşılıkları…
İşte, bu benim içim ve ben kendi içimim,
Bunlar söylemek istediklerim ve ben söylediklerimim,
Duyduklarınız benim ta kendim…
Ve şimdi yapabilsem, umrumda olmazdı
Söylediklerime karşılık bulduğum cevaplar…

Ama ben hiç yapamadım duyduklarıma rağmen konuşmayı.
Konuşsam, söyleyecek çok şey vardı…
Kimbilir belki de çözüm olabilirdi tüm sıkıntılara
Vermekten hiç korkmayacağım sevgiler,
Her halukarda yüzümdeki gülmeler,
Ya da ben sadece!
Var olmam yetecekti belki ama yapamadım…
Gurur, hayatımdaki en acı tek zaaftı
Eğer o mani olmasaydı…
Öyle işte…
Koca bir yol ayrımının ortasında bağdaş kurmuş oturuyorum
İçimden gelmiyor hiçbir yöne dönmek;
Ki,
En sevdiğim bile lime lime etti damarlarımı
O yana mı döneyim?
Yoksa,
En değer verdiğimden göremediğim kıymete mi dönmeliyim?
Ya da
En özlediğimi öldü bilip hayali bir mezarda kanlı gözyaşları dökebileceğim
Şizofrenik bir zihinle, ütopik bir alemde,
Gayrı meşru, gayrı mantıki,
Asosyal, anormal, illegal…
Evet tam da şu anki gibi,
Her neyse işte bu, devam mı edeyim?
Yolların ortasında oturmaya devam yani…

Doğrudur,
Yürüdükçe büyüyoruz, büyüdükçe daha yalnız…
Saklamış olabiliriz bir yerlerde çocukluklarımızı,
Kalmış olabilir bir şeylere dair kırıntılar…
Bu mümkün, yalnız sorun şu:
Nereye sakladık, hatırlamıyoruz..!